Yaşadığımız her an sadece yaşandığı anda var oluyor. Ne birkaç dakika öncesine geri dönebiliyoruz ne de sonrasına gidip ne olacağını görebiliyoruz. O an geliyor, yaşanıyor ve fark etmeden geçip gidiyor. Belki de insanın en çok zorlandığı şeylerden biri bunu kabul etmek.
Bir fotoğraf çekerken aslında bunun küçük bir örneğini yaşıyoruz. Kamerayı kaldırıyoruz, bir anı saklamak istiyoruz. O sırada fotoğrafın içinde kalacak olan şey daha biz deklanşöre basmadan değişmeye başlamış oluyor. Fotoğrafı çektiğimiz an bir daha geri gelmeyecek. O insanlarla aynı yerde, aynı şekilde, aynı duyguyla bir daha bulunamayacağız.
Yıllar sonra o fotoğrafa baktığımızda çoğu zaman sadece fotoğraftaki insanları özlemiyoruz. Asıl özlediğimiz şey, o fotoğrafın çekildiği anda orada olmak. O günün nasıl hissettirdiğini, yanımızdaki insanlarla hiçbir şey düşünmeden geçirdiğimiz o birkaç dakikayı özlüyoruz. Fotoğraf bize o anı geri vermiyor, sadece bir zamanlar gerçekten orada olduğumuzu gösteriyor.
Bazen de bunun farkına o anın içinde varıyoruz. Bir anda durup etrafımızdaki insanlara bakıyoruz ve aklımızdan garip düşünceler geçiyor. “Acaba birkaç yıl sonra da bunlar yanımda olacak mı?”, “Onlarla yine böyle oturabilecek miyim?”, “Bir gün bu günleri özleyecek miyim?” diye düşünüyoruz. Birkaç saniyeliğine her şey anlamsız bir şekilde ağırlaşıyor
Sonra o düşünce geçiyor. Sohbete devam ediyoruz, fotoğrafı çekiyoruz, eve dönüyoruz. Hayat kendi halinde devam ediyor. Ama o his tamamen kaybolmuyor. Bazen bir parfümde, eski bir şarkıda ya da hiç beklemediğimiz bir anda tekrar karşımıza çıkıyor.
Belki de hayatın biraz acı tarafı bu. İçinde bulunduğumuz hiçbir anın tekrar aynı şekilde yaşanmayacağını bilerek yaşıyoruz. Bazı insanlarla son kez ne zaman konuştuğumuzu, bir yere son kez ne zaman gittiğimizi, bir günün son kez ne zaman yaşandığını çoğu zaman bilmiyoruz.
Bunu bilmek belki de geçmişe daha fazla tutunmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, geri dönemeyeceğimizi kabul edip elimizde olan ana devam etmek gerekiyor. İyi olanıyla, kötü olanıyla, sonradan pişman olacağımız şeyleriyle birlikte.
Aftersun, Past Lives, All of Us Strangers ve Babam ve Oğlum gibi filmler bu hissin farklı taraflarını gösteriyor. Bazen geçmişte kalan bir insanı değil, o insanlarla birlikte olduğumuz zamandaki kendimizi özlüyoruz. O gün sıradan gelen bir konuşma, bir bakış ya da birlikte geçirilen birkaç saat, yıllar sonra hatırlandığında bambaşka bir anlam kazanabiliyor. Eski fotoğraflara ve videolara baktığımızda özlediğimiz şey belki de doğrudan geçmiş değil; o zamanki hayatın henüz değişmemiş olması. İnsanların hâlâ yanımızda olduğu, bazı şeylerin henüz bitmediği o kısa dönem.
Ama zamanın geri gelmemesi, yaşadıklarımızın anlamını da ortadan kaldırmıyor. Bazı insanlar hayatımızdan çıkıyor, bazı yerler bir daha aynı hissettirmiyor, biz de fark etmeden değişiyoruz. Geri dönüp hiçbir şeyi bıraktığımız yerde bulamıyoruz. Yine de o anların bizde bıraktıklarıyla yaşamaya devam ediyoruz. Belki de kabullenmemiz gereken şey bu: Bazı anlar bittiği için değerli değil; bir daha aynı şekilde yaşanamayacakları için değerli.







O an bi daha yasanmayacak.
cok sevindim substack’e katilmana tam sayfaya uygun bir platform. umarım planladigindan daha guzel sonuclar alirsin 🫶🏻