Marmaray’da yolculuk yaparken beni maksimum ne rahatsız edebilir diye düşünüyordum geçen gün. Hemen klasikleri sayayım boktan sesiyle gitar çalıp şarkı söyleyenler, mendil ve çorap satan yaşlı amcalar, “Engelli oğlum şu hastanede yatıyor.” diye para toplayanlar, bir de sürekli Çav Bella ve İzmir Marşı çalan çingene cocuklar. Bunlar artık Marmaray’ın vazgeçilmezleri. Kaç senedir kullanıyorum, neredeyse hepsine alıştım. Ama geçenlerde öyle bir şeye denk geldim ki gerçekten şaşırdım.
Bir yerden dönüyordum, Marmaray’a bindim ve ne göreyim? Adamlar resmen tezgâh açmışlar. Bildiğiniz tezgâh lan. Birkaç kişi kendi aralarında konuşuyor, önlerinde de bir sürü ürün dizili. Kaç senedir şu Marmaray’a binerim, ilk defa böyle bir şey gördüm. Üstelik tam önlerinde ayakta duruyorum. Dedim bir bakayım ne satıyorlar. Saatler, bileklikler, çakmaklar, ne ararsan var yani. Özellikle çakmakları görünce kahkaha attım. Garip bir anıydı, hâlâ aklıma geldikçe gülüyorum.
Bir de geçenlerde haberlerde Marmaray Premium diye bir şey gördüm. İddiaya göre ekstra ücret ödeyerek sessiz vagonlarda yolculuk yapabilecekmişiz. Müzik yok, bağıran çağıran yok, insanların telefonlarından son ses video izlediği bir ortam yok. Haber doğru mu bilmiyorum, henüz resmî olarak doğrulanmış bir şey de değil. Ama düşüncesi bile ilgimi çekti. İş yapar mı, insanlar bunun için fazladan para verir mi emin değilim. Ben kesinlikle bir kere denerdim. Gerçi insanın toplu taşımada kafasını dinleyebilmesi için ekstra para ödemesi gerekmesi de başlı başına komik bir durum. Normalde zaten olması gereken şeyi lüks hizmet olarak satın alacağız herhalde.
Çünkü bence bizim toplumun toplu taşıma konusunda ciddi bir problemi var. İnsanların bir kısmı toplu taşımayı kendi evinin salonu sanıyor. Mesela geçenlerde iş çıkışında Marmaray’a bindim, adamın biri telefonundan halay videosu açmış. Telefonun sesi sonuna kadar açık, durmadan aynı videoyu izliyor. Bir de o kadar mutlu ki anlatamam. Abi mutluluğuna bir şey dediğimiz yok, Allah daha çok mutluluk versin de etrafına bir bak amk. Herkes işten çıkmış, yorgun argın evine dönmeye çalışıyor. Kiminin kafası ağrıyor, kimi uyumaya çalışıyor, kimi de sadece sessizce oturmak istiyor. Senin halay videonu neden hep beraber dinliyoruz lan? Burası senin özel alanın mı?
Bir de bu insanların hiçbir şekilde rahatsız olmaması var. Yani insan en azından bir kere kafasını kaldırıp etrafına bakar. Acaba birini rahatsız ediyor muyum diye düşünür. Yok abi, adamın umurunda bile değil. TikTok izleyenler ayrı, görüntülü konuşurken telefonu ağzına dayayıp bağıranlar ayrı. Bir de telefonun hoparlörünü açıp karşısındakiyle bütün vagonu ilgilendiriyormuş gibi konuşanlar var. Gerçekten bazen insanların özel hayatı hakkında öğrenmek istemediğim kadar fazla şey öğreniyorum.
Yanlış anlaşılmasın, toplu taşımada herkes mezarlık sessizliğinde otursun demiyorum. İnsanlar konuşabilir, gülebilir, arkadaşlarıyla eğlenebilir. Ama bir noktada başkalarının da orada olduğunu hatırlamak gerekiyor. Kulaklık diye bir şey icat edilmiş mesela. Takıyorsun, istediğin kadar halay dinle. Kimse de sana karışmıyor. Bu kadar basit bir şeyin hâlâ bazı insanlara anlatılması gerekmesi çok garip geliyor bana.
Bir de İstanbul gibi bir şehirde yaşıyoruz. Zaten bir yerden bir yere gitmek başlı başına yorucu. Sabahın köründe kalkıyorsun, işe ya da okula gidiyorsun, akşam aynı kalabalığın içine tekrar giriyorsun. İnsan bazen o yolculukta sadece camdan dışarı bakıp kafasını dinlemek istiyor. Ama yok, mutlaka bir yerden bir şey çıkıyor. Ya biri bağırıyor, ya bir şey satılıyor, ya da hiç tanımadığın birinin telefonundan saçma sapan bir video sesi geliyor.
Bilemiyorum ya. Bence insanlara İstanbulkart vermeden önce toplu taşımada nasıl davranılır diye eğitim vermek lazım. Hatta sınav falan olsun amk. Çünkü bazı insanların gerçekten toplu taşıma kullanmayı öğrenmesi gerekiyor.





